Kutsal Kitap’ta Türkiye

Giriş

Günümüzde Türkiye, çoğu zaman Hristiyanlık ile ilişkilendirilmese de, ülkemiz Hristiyanlık tarihi açısından son derece büyük bir öneme sahiptir. Türkiye’nin hangi bölgesine gidersek gidelim, yer altında ve yer üstünde tarihi kilise yapılarıyla karşılaşmak mümkündür. Yapılan her yeni arkeolojik çalışma, bu topraklarda doğmuş, yaşamış ve yayılmış olan Hristiyanlıkla ilgili yeni bulgular ortaya çıkarmaktadır.

Bu kısa yazıların amacı, günümüz Türkiye sınırları içindeki toprakların Hristiyanlığın filizlendiği ve dünyaya buradan yayıldığı önemli merkezlerden biri olduğunu göstermektir.

Hristiyanların Tanrı’nın Sözü olarak kabul ettikleri Kutsal Kitap, Tevrat, Zebur, Peygamberlerin Yazıları ve İncil’den oluşur. Kutsal Kitap’ın ilk bölümlerinde anlatılan olayların dikkate değer bir kısmı bugünkü Türkiye topraklarıyla ilişkilendirilmektedir (örneğin tufandan sonra Nuh’un gemisinin oturduğu yer olarak bilinen Ağrı Dağı).

Ancak bu yazıda özellikle İncil’de yer alan ve günümüz Türkiye topraklarıyla doğrudan bağlantılı olaylaraodaklanacağız. Bunların en önemlilerinden bazıları şunlardır:


Kutsal Kitap’ta Türkiye ile İlişkili Bazı Örnekler

Kutsal Kitap’ta yer alan birçok olay ve mektup, günümüz Türkiye sınırları içindeki bölgelerle doğrudan ilişkilidir. Aşağıdaki örnekler, bu toprakların Kutsal Kitap tarihindeki önemini açıkça göstermektedir:

  • Tevrat, Yaratılış 8:4
    Tufandan sonra Nuh’un gemisinin, “Ararat dağları” üzerine oturduğu ifade edilir. Geleneksel olarak bu bölge, günümüz Türkiye sınırları içinde yer alan Ağrı Dağı ile ilişkilendirilmektedir.
  • İncil, Elçilerin İşleri 11:25–26
    Elçi Barnaba ve Pavlus’un hizmet ettiği Antakya (Hatay) kentinde, İsa’ya iman edenlere ilk kez “Hristiyan”adı verilmiştir.
  • İncil, Elçilerin İşleri 13:1–3 ve devamı
    İlk müjde yolculukları için görevlendirilen Pavlus ve Barnaba, Antakya Kilisesi’nden gönderilmiş ve buradan yola çıkarak farklı bölgelere gitmişlerdir.
  • İncil, Elçilerin İşleri 13–14; 19–20
    Elçi Pavlus’un gerçekleştirdiği müjde yolculuklarının önemli bir kısmı Antakya, Konya, Listra, Derbe, Efes ve çevresi gibi günümüz Türkiye sınırları içindeki şehirlerde gerçekleşmiştir.
  • İncil’de Yer Alan Mektuplar:
    Galatyalılar, Efesliler, Koloseliler ve 1. Petrus mektupları, günümüz Türkiye topraklarında yaşayan imanlı topluluklara yazılmıştır.
    Örneğin:

    • Galatyalılar Mektubu, Orta Anadolu bölgesindeki Galatya bölgesine,
    • Efesliler Mektubu, İzmir yakınlarında bulunan Efes kentindeki imanlılara,
    • Koloseliler Mektubu, Denizli yakınlarında bulunan Kolosse bölgesindeki imanlılara hitaben yazılmıştır.
    • 1. Petrus Mektubu ise Pontus, Galatya, Kapadokya, Asya ve Bitinya bölgelerinde yaşayan imanlılara gönderilmiştir (1. Petrus 1:1).
  • İncil, Vahiy 2–3
    İncil’in son kitabı olan Vahiy Kitabı, Ege Bölgesi’nde yer alan yedi farklı şehirdeki kiliselere gönderilmiş mesajları içerir.

Vahiy Kitabı’nda Geçen Yedi Şehir

Bu şehirlerin tamamı günümüz Türkiye sınırları içindedir:

  1. Efes (İzmir – Selçuk)
  2. İzmir (Smyrna)
  3. Bergama (Pergamon)
  4. Akhisar (Thyatira)
  5. Salihli (Sardes)
  6. Alaşehir (Philadelphia)
  7. Denizli – Laodikya çevresi

Bu örnekler, günümüz Türkiye topraklarının Kutsal Kitap tarihi açısından ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu açıkça göstermektedir.

Konsiller

Hristiyanlık tarihini şekillendiren sayısız olay arasında, ekümenik konsiller kesinlikle en önemli gelişmelerden sayılmaktadır. Ekümenik konsiller — ya da diğer adıyla konseyler — farklı bölgelerdeki kilise önderlerinin bir araya geldiği önemli toplantılardı.

Bu toplantılarda tüm Hristiyan dünyasını ilgilendiren temel inanç konuları ele alınır, ortaya çıkan tartışmalar Kutsal Yazılar ışığında değerlendirilirdi. Hristiyanlık tarihinin en önemli ekümenik konsillerinin tamamı, günümüz Türkiye sınırları içinde yer alan şehirlerde gerçekleştirilmiştir.

Bu konsillerin en önemlileri şunlardır:

  • İznik Konseyi (M.S. 325)
    Bu konseyde, İsa Mesih’in İncil’de aktarılan ilahi kimliği ve Tanrılığı ile çelişen öğretiler ele alınmış ve bu öğretiler reddedilmiştir.
  • 1. İstanbul (Konstantinopolis) Konseyi (M.S. 381)
    Bu konseyde, benzer teolojik konuların yanı sıra kilise düzeni ve yönetimi ile ilgili önemli meseleler görüşülmüştür.
  • Efes Konseyi (M.S. 431)
    Bu toplantıda da İsa Mesih’in kimliği ile ilgili İncil öğretisine aykırı görülen bazı öğretiler değerlendirilmiş ve reddedilmiştir.
  • Kadıköy (Kalkedon) Konseyi (M.S. 451)
    Bu konseyde, İsa Mesih’in hem gerçek insan hem de gerçek Tanrı oluşu konusu, Kutsal Yazılar ışığında ele alınmıştır.
  • 2. İstanbul (Konstantinopolis) Konseyi (M.S. 553)
    Bu toplantıda çeşitli öğretiler yeniden değerlendirilmiş, İncil öğretisine aykırı görülen bazı görüşler sapkın ilan edilerek reddedilmiştir.
  • 3. İstanbul (Konstantinopolis) Konseyi (M.S. 680–681)
    Bu konseyde, İsa Mesih’in hem ilahi hem de insani iradeye sahip olması konusu ele alınmış ve bu konu İncil öğretisi doğrultusunda değerlendirilmiştir.
  • 2. İznik Konseyi (M.S. 787)
    Bu konseyde ise ikonalar (İsa, Meryem ve azizlerin tasvirleri) ile ilgili tartışmalar ele alınmış ve bu konuda çeşitli kararlar alınmıştır.

Önemli Şahıslar ve Kiliseler

Hristiyanlık tarihi yaklaşık 2.000 yıldır devam eden uzun bir süreçtir. Bu süreçte önemli rol oynayan birçok ilahiyatçı ve kilise önderinin büyük bir kısmı, günümüz Türkiye sınırları içerisinde yaşamış ve hizmet etmiştir. Aynı şekilde, Hristiyanlık tarihinde önemli yer tutan birçok kilise ve merkez de bugünkü Türkiye topraklarında bulunmaktaydı.

Örneğin, 6. yüzyılın ortalarında, İmparator I. Justinianus döneminde, Roma İmparatorluğu içerisinde “Pentarşi”(İng. pentarchy) olarak adlandırılan bir kilise yönetim sistemi resmiyet kazanmıştır. Bu sistemde Hristiyan dünyası beş ana bölgeye ayrılmış ve her bölgenin bir merkezi belirlenmiştir. Bu merkezler:

  • Roma
  • Konstantinopolis (günümüzde İstanbul)
  • İskenderiye
  • Antakya
  • Yeruşalim

olarak belirlenmiştir. Erken dönem Hristiyanlığın bu beş önemli merkezinden ikisi, yani Konstantinopolis (İstanbul)ve Antakya, günümüz Türkiye sınırları içerisinde yer almaktadır.

Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olan Konstantinopolis, zamanla Doğu Hristiyanlığı’nın en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Kilise olarak inşa edilen Ayasofya, uzun yıllar boyunca dünyanın en büyük kubbeli kilisesi olma özelliğini taşımıştır. Günümüzde ise Ortodoks dünyasının en yetkili makamlarından biri olan İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi, faaliyetlerine devam etmektedir.

Bunun yanı sıra, Hristiyanlık tarihinde “Kilise Babaları” olarak adlandırılan önemli şahsiyetler bulunmaktadır. Bu kişilerin yazdıkları eserler, Hristiyan teolojisinin şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Aşağıdaki listede, günümüz Türkiye topraklarında yaşamış veya bu bölgelerde hizmet etmiş bazı Kilise Babaları ile yaşadıkları yerler ve tahmini yaşam yılları yer almaktadır:


Türkiye Topraklarında Hizmet Etmiş Bazı Kilise Babaları

  • Antakyalı İgnatius
    (Antakya, M.S. 35–110)
  • Polikarp
    (İzmir, M.S. 69–155)
  • Sardisli Melito
    (Sardis — bugünkü Manisa, ölüm M.S. 180)
  • Nazianzuslu Gregorios
    (Kapadokya ve İstanbul, M.S. 330–390)
  • Nissalı Gregorios
    (Kapadokya, M.S. 332–394)
  • Kayserili Basil (Büyük Basil)
    (Kapadokya, M.S. 329–379)
  • Epifanios
    (Kıbrıs, M.S. 320–403)
  • İoannis Hrisostomos (Altın Ağızlı Yuhanna)
    (İstanbul, M.S. 349–407)

Bu liste elbette yalnızca birkaç örneği içermektedir. Daha ayrıntılı bir araştırma yapıldığında, günümüz Türkiye topraklarında yaşamış veya hizmet etmiş çok sayıda önemli kilise önderi ve ilahiyatçı hakkında bilgiye ulaşmak mümkündür.

Sonuç

Günümüzde zaman zaman Hristiyanlığın bu topraklara Batı’dan gelmiş ve dışarıdan zorla yerleştirilmeye çalışılmış bir inanç olduğu yönünde bazı algılar bulunabilmektedir. Ancak hem Kutsal Yazılar hem de tarihsel veriler incelendiğinde, durumun böyle olmadığı açıkça görülmektedir.

Örneğin, Mesih’e iman edenlere “Hristiyan” adının ilk kez verildiği yerin Antakya olduğu dikkate alındığında, Hristiyanlık inancının ilk dönemlerinde günümüz Türkiye topraklarının son derece önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. Bu gerçek, Hristiyanlığın bu coğrafyada erken dönemlerden itibaren var olduğunu ve geliştiğini göstermektedir.

Kutsal Yazılar ve tarihsel kayıtlar ışığında bakıldığında, Türkiye topraklarının Hristiyanlık tarihi açısından son derece önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Bu topraklar, Hristiyanlığın yayılması, şekillenmesi ve kurumsallaşması sürecinde önemli olaylara ve şahsiyetlere ev sahipliği yapmıştır.

Bu nedenle Hristiyanlık tarihi, yalnızca başka coğrafyaların değil, aynı zamanda bu toprakların da tarihsel mirasının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Bu mirasın tanınması, doğru anlaşılması ve korunması, tarihsel bilinç açısından önem taşımaktadır.

Hristiyanlık tarihi yalnızca uzak coğrafyaların değil, aynı zamanda bu toprakların da tarihidir.